Pazartesi, Şubat 2, 2026
Ana SayfaHaberLGS'de Şaibe Gölgesi: Gelecek Yine Mi Karardı?

LGS’de Şaibe Gölgesi: Gelecek Yine Mi Karardı?

Her yıl olduğu gibi, bu yıl da LGS sınavının ardından, beklenen ancak asla istenmeyen bir gölge düştü eğitim sistemimizin üzerine: “Şaibe” iddiaları. Milyonlarca öğrencinin aylarca süren uykusuz gecelerinin, fedakarlıklarının ve umutlarının bir anda anlamsızlaştığı bu kara haber, ülkenin dört bir yanına yayılan bir virüs gibi, her eve, her kalbe sızdı. Henüz sınavın üzerinden saatler geçmişken sosyal medyada ayyuka çıkan iddialar, “LGS iptal mi edilecek?” sorusunu bir fısıltıdan çok, çığlığa dönüştürdü. Bu, sadece bir sınavın geleceği değil, bir neslin geleceğiyle ilgili duyulan derin bir endişenin, kronikleşmiş bir güvensizliğin dışa vurumuydu.

İddialar, her zamanki gibi, sınav sorularının bir şekilde sızdırıldığı, bazı öğrencilerin haksız avantaj elde ettiği yönündeydi. Sosyal medya platformları, sözde “kanıt” niteliğindeki ekran görüntüleri, mesajlaşmalar ve iddia sahiplerinin yorumlarıyla dolup taştı. Her ne kadar resmi bir açıklama gelmese de, bu iddiaların hızı ve yayılımı, toplumda zaten var olan sınav sistemi güvensizliğini körükledi. Çocuklarının geleceği için son kuruşuna kadar dershanelere, özel derslere yatırım yapan ailelerin gözünde, bu durum kabul edilemez bir ihanet olarak algılandı. Emeklerin bu denli kolayca hiçe sayıldığı düşüncesi, genel bir çaresizlik hissini beraberinde getirdi.

Veliler ve öğrenciler, haklı olarak, öfkeliydi. Aylardır süren yoğun tempoya, uykusuzluklara, sosyal hayattan feragate, mental yorgunluğa rağmen, sınav günü ortaya çıkan bu kara bulut, tüm çabaları boşa çıkarmış gibiydi. Sosyal medyada başlatılan kampanyalar, yetkililere yapılan çağrılar, iptal talepleri çığ gibi büyüdü. Ancak bu çığlıklar, genellikle yankısız kalmaya mahkumdu. Herkesin beklediği o net ve güven verici açıklama bir türlü gelmiyor, gelen açıklamalar ise genellikle “inceleme başlatıldı” gibi geçiştirici ifadelerden öteye geçmiyordu. Bu belirsizlik, zaten kırılgan olan ruh hallerini daha da yıprattı.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın bu tür kriz anlarındaki sessizliği veya yetersiz açıklamaları, toplumsal infiali daha da artırdı. Şeffaflık beklentisi, yerini derin bir hayal kırıklığına bıraktı. Herkesin gözü kulağı resmi makamlardayken, verilen tepkilerin gecikmesi veya olayın küçümsenmesi, şaibe iddialarını daha da güçlendirdi. Bu durum, eğitimin geleceğine dair güveni sarsmakla kalmadı, aynı zamanda devlet kurumlarına olan inancı da zedeledi. Veliler, çocuklarının geleceğinin bu denli belirsizliğe ve şaibeye teslim edilmesini kabullenmekte zorlandı.

Bu iddiaların en büyük kurbanı, şüphesiz ki öğrencilerdi. Sınavın stresi yetmezmiş gibi, şimdi de emeklerinin boşa gitme ihtimaliyle yüzleştiler. Kimisi aylarca hayalini kurduğu liseye gidemeyecek olmanın, kimisi ise tüm bu çabanın anlamsızlaşmasının şokuyla sarsıldı. Psikolojik olarak büyük bir yıkım yaşayan bu genç zihinler, geleceğe dair umutlarını kaybetme noktasına geldi. “Neden bu kadar çalıştım ki?” sorusu, zihinlerinde yankılanan en acı soruydu. Bu durum, onların sadece akademik başarılarını değil, aynı zamanda hayata bakış açılarını, motivasyonlarını ve güvenlerini de derinden etkiledi.

Öğrencilerin yanı sıra, veliler de büyük bir çıkmazın içindeydi. Çocuklarının geleceği için her türlü fedakarlığı yapmış, maddi ve manevi olarak tükenmiş olan bu aileler, şimdi de sistemin kendilerine oynadığı bu acımasız oyunla yüzleşmek zorunda kaldılar. Evde gergin bir atmosfer, çocuklarının gözlerindeki hayal kırıklığı, onları da derinden yaraladı. “Çocuklarımız için daha ne yapabiliriz?” sorusu, cevabı olmayan bir çaresizliği beraberinde getirdi. Bu durum, ailelerin sisteme olan inancını tamamen kırmış, gelecek kaygılarını katlamıştı.

LGS’deki şaibe iddiaları, aslında eğitim sistemimizin kronikleşmiş sorunlarının sadece bir yansımasıydı. Her yıl farklı sınavlarla ortaya çıkan benzer skandallar, liyakat ve adaletin ne denli erozyona uğradığının acı bir göstergesiydi. Adalet duygusunun zedelenmesi, toplumda genel bir güvensizlik ve umutsuzluk yarattı. Eğitim, bir ülkenin geleceğinin teminatı olması gerekirken, Türkiye’de sürekli tartışmaların, şaibelerin ve belirsizliklerin odağı haline gelmişti. Bu durum, ülkenin yarınlarına dair duyulan endişeleri daha da artırdı.

Peki, LGS iptal mi olacaktı? Bu soru, bir umut ışığı olmaktan çok, yeni bir kaosun habercisiydi. Sınavın iptal edilmesi, milyonlarca öğrencinin yeniden sınava hazırlanması, okulların açılış takviminin aksaması gibi sayısız problemi beraberinde getirecekti. İptal edilmemesi ise, şaibe gölgesinin altında kalmış bir sınavla öğrencilerin geleceğinin şekillenmesi anlamına gelecekti ki bu da adaletsizliğin tescili olacaktı. Her iki senaryo da, öğrencilerin ve velilerin mağduriyetini artıracak, eğitim sistemindeki kaosu derinleştirecekti. Çıkış yolu olmayan bir labirentin içinde gibiydik.

Sonuç olarak, LGS’deki şaibe iddiaları, sadece bir sınavın değil, bir ülkenin eğitim geleceğinin sorgulanmasına neden oldu. Umutsuzluk, çaresizlik ve belirsizlik, milyonlarca ailenin yakasını bırakmıyor. Adalet ve liyakat kavramlarının bu denli yıprandığı bir ortamda, gençlerin geleceğe dair inançlarını koruması giderek zorlaşıyor. Bu olay, eğitim sistemindeki derin structural sorunların bir kez daha yüzeye çıkmasına neden oldu ve ne yazık ki, yaşanan bu krizin kısa sürede çözüleceğine dair pek bir umut ışığı görünmüyor. Herkesin tek dileği, bir an önce bu belirsizliğin son bulması olsa da, yaşananların derin izleri kolay kolay silinmeyecek. Gelecek, yine karanlık bir bulutun altında kalmaya mahkum gibiydi.

Halt
Halt
Merhaba ben teknoloji meraklısı biriyim ayni zamanda nükleer teknoloji ve gölgelerin efendisi fanıyım LTTi de bol bol izlerim. Yapay Zekayıda takip ediyorum
RELATED ARTICLES

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

- Advertisment -

Most Popular

Recent Comments