Reklam
Kim Kimdir

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî Kimdir? Hayatı, Eserleri ve Sözleri

Mevlânâ kimdir, nerede doğdu? Hayatı, Şems ile tanışması, Mesnevî ve diğer eserleri, Mevlevîlik, sema ve ona atfedilen uydurma sözler.

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî Kimdir? Hayatı, Eserleri ve Sözleri

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, on üçüncü yüzyılda yaşamış düşünür, şair ve mutasavvıftır. 30 Eylül 1207 tarihinde doğdu, 17 Aralık 1273 tarihinde Konya'da vefat etti. Mesnevî adlı eseriyle tanınır.

Mevlânâ Kimdir?

Mesnevî'nin girişinde kendi kaydettiği adıyla Muhammed b. Muhammed b. Hüseyin el-Belhîdir. Lakabı Celâleddindir.

Mevlânâ sözcüğü "efendimiz" anlamına gelen bir saygı unvanıdır. Rûmî nisbesi ise yaşadığı Anadolu topraklarının o dönemki adı olan Diyâr-ı Rûm'dan gelmektedir.

Hayatının büyük bölümünü Konya'da geçirdi. Eserlerini Farsça yazdı; bazı şiir ve mektupları Arapçadır.

Mevlânâ Künyesi

  • Adı: Muhammed b. Muhammed b. Hüseyin el-Belhî
  • Lakabı: Celâleddin
  • Doğum: 30 Eylül 1207
  • Ölüm: 17 Aralık 1273, Konya
  • Babası: Bahâeddin Veled
  • Başlıca eseri: Mesnevî

Mevlânâ Nerede Doğdu?

Bu konu, Mevlânâ araştırmalarındaki en tartışmalı başlıklardan biridir.

Klasik görüş: Belh. En eski biyografik kaynaklar ve Mevlânâ'nın kendi kullandığı el-Belhî nisbesi, bugünkü Kuzey Afganistan sınırları içindeki Belh şehrini işaret eder. Türk kaynaklarında yaygın kabul gören görüş budur.

Modern görüş: Vahş. Buna karşılık Fritz Meier, Franklin Lewis ve Annemarie Schimmel gibi araştırmacılar, babası Bahâeddin Veled'in kendi eseri Maârifteki kayıtlara dayanarak farklı bir sonuca varmıştır. Bu kayıtlar, babanın Mevlânâ'nın doğduğu yıllarda bugünkü Tacikistan sınırları içindeki Vahş beldesinde ikamet ettiğini göstermektedir.

Kesin bir sonuç bulunmamaktadır. Türk akademisinde de doğum yeri tespitinin tartışmaya açık olduğu belirtilmektedir.

Ailesi ve Anadolu'ya Göç

Babası Bahâeddin Veled, "Sultânü'l-ulemâ" unvanıyla anılan bir vaiz, fakih ve mutasavvıftı. Maârif adlı bir eseri bulunmaktadır.

Annesi Mümine Hatundur. Lârende'de, bugünkü adıyla Karaman'da vefat etmiştir; defnedildiği yere sonradan Karaman Mevlevîhânesi inşa edilmiştir.

Aile, Mevlânâ henüz çocukken Belh'ten ayrıldı. Göçün sebebi kaynaklarda farklı biçimlerde aktarılır: bir rivayete göre yöneticilerle yaşanan anlaşmazlık, bir başkasına göre manevî bir işaret üzerine hac yolculuğu.

Göç güzergâhı yaklaşık olarak şöyle gelişti:

  • Semerkant
  • Nîşâbur
  • Bağdat
  • Hicaz
  • Şam
  • Malatya
  • Sivas ve Erzincan
  • Akşehir - burada babası dört yıl müderrislik yaptı
  • Lârende (Karaman) - en az yedi yıl
  • Konya

Not: Kaynakların verdiği tarihler kendi aralarında çelişmektedir; kesin bir kronoloji kurulamamaktadır.

Konya'ya Yerleşmesi

Ailenin Konya'ya yerleşme tarihi için de iki farklı görüş vardır.

Yaygın kabul gören tarih 3 Mayıs 1228dir. Bu görüşe göre aile, Selçuklu Sultanı I. Alâeddin Keykubadın daveti üzerine Karaman'dan Konya'ya geçmiştir.

Alternatif görüş ise 1221 yılını işaret eder. Bu hesap, en eski kaynaklardan birinin Mevlânâ'nın Konya'ya geldiğinde on dört yaşında olduğu bilgisine dayanır.

Bahâeddin Veled, Konya'daki Altınapa Medresesi'nde iki yıl müderrislik yaptıktan sonra 23 Şubat 1231 tarihinde vefat etti. Mevlânâ, yirmi dört yaşındayken babasının yerine geçti.

Eğitimi ve Hocaları

İlk eğitimini ve ilk tasavvufî terbiyesini babasından aldı.

Babasının vefatından bir yıl sonra Konya'ya gelen Seyyid Burhâneddin Muhakkık-ı Tirmizîye intisap etti ve dokuz yıl ona hizmet etti. Seyyid Burhâneddin, ona üç halvet dönemi geçirtti ve irşad izni verdi.

Bu dönemde Halep ve Şam'a giderek öğrenimini sürdürdü. Halep'te Hallâviyye Medresesinde, Şam'da ise Mukaddemiyye Medresesinde bulundu.

Kaynaklara göre Arap dili ve edebiyatı, lugat, fıkıh, tefsir ve hadis başta olmak üzere aklî ve naklî ilimlerden icâzet aldı.

Şems-i Tebrîzî ile Tanışması

Mevlânâ'nın hayatındaki dönüm noktası, 29 Kasım 1244 tarihinde Konya'da Şems-i Tebrîzî ile karşılaşmasıdır.

Bu tarih üç bağımsız kaynakta doğrulanmaktadır.

Şems, çok gezdiği için "Şems-i Perende", yani uçan Şems olarak anılırdı. Karşılaşmanın nasıl gerçekleştiğine dair kaynaklarda en az beş farklı rivayet bulunmaktadır; hangisinin doğru olduğu belirlenememektedir.

Tanışmanın ardından Mevlânâ derslerini, vaazlarını ve irşad faaliyetlerini bıraktı; vaktinin tamamını Şems ile sohbete ayırdı.

Oğlu Sultan Veled, bu ilişkiyi Hz. Mûsâ ile Hızır arasındaki ilişkiye benzetmiştir.

Şems'in Kayboluşu

Şems, çevredeki kıskançlıklar ve dedikodular üzerine Konya'yı ansızın terk ederek Şam'a gitti. Mektuplaşmalardan hareketle Konya'da yaklaşık on altı ay kaldığı anlaşılmaktadır.

Mevlânâ, oğlu Sultan Veled'i Şam'a göndererek Şems'i geri getirtti.

İkinci kayboluş 1247 yılında gerçekleşti ve bu kez dönüş olmadı.

Şems'in akıbetine dair kaynaklarda birbiriyle çelişen rivayetler bulunmaktadır. Bir rivayette suikaste uğradığı anlatılır; ancak bu iddia bazı kaynaklarca kesinlikle doğru bulunmamış, en eski kaynaklardan birinde ise hiç yer almamıştır. Kabrinin yeri de kesin değildir.

Mevlânâ, Şems'i aramak için Şam'a birkaç kez gitti ancak bulamadı.

Sonraki yıllarda sırasıyla Selâhaddîn-i Zerkûb ve Hüsâmeddin Çelebi onun yakın dostu ve halifesi oldu.

Mevlânâ'nın Eserleri

Mevlânâ'nın günümüze ulaşan beş eseri bulunmaktadır.

Mesnevî

Mevlânâ'nın en tanınmış eseridir. Altı ciltten oluşur ve Farsça yazılmıştır.

Beyit sayısı kaynaklara göre değişmektedir: en yaygın atıf yapılan Nicholson neşrinde 25.632 beyit, Konya'daki en eski nüshada ise 25.618 beyit bulunmaktadır.

Eser, Hüsâmeddin Çelebinin teşvikiyle kaleme alındı. Mevlânâ söylemiş, Hüsâmeddin Çelebi yazmış, ardından birlikte okuyup düzeltmişlerdir. Yazım süreci hayatının son on beş yılını kapsar.

Mevlânâ eserine Keşşâfü'l-Kur'ân ve Saykalü'l-ervâh gibi adlar vermiştir. Halk arasında "Kur'an'ın özü" anlamında Mağz-ı Kur'ân olarak da anılır.

Divân-ı Kebîr

Gazel, terkîb-i bend ve rubâîlerden oluşan şiir külliyatıdır. Şiirler söylendikleri aruz vezinlerine göre tasnif edilmiştir.

Eserin en dikkat çekici özelliği mahlas kullanımıdır. Mevlânâ, geleneğin aksine kendi adı yerine çoğunlukla Şems veya Şems-i Tebrîzî mahlasını kullanmıştır. Bu nedenle eser Divân-ı Şems adıyla da bilinir.

Yazma nüshalarda beyit sayısı 30.000 ile 50.000 arasında değişir; bunun nedeni başka şairlerin şiirlerinin metne karışmış olmasıdır.

Bu sorunu gideren ilmî neşir Bedîüzzaman Fürûzanfer tarafından hazırlanmıştır. Dokuz eski yazmayı karşılaştırarak Mevlânâ'ya ait olmayan şiirleri ayıklamış ve eseri sekiz cilt hâlinde yayımlamıştır. Bu neşirde 36.360 beyit ve 1.995 rubâî yer alır.

Fîhi Mâ Fîh

Farsça mensur bir eserdir. Adının anlamı "içindeki içindedir" şeklindedir.

Eser, Mevlânâ'nın sohbetlerinin kaydedilip vefatından sonra derlenmesiyle oluşmuştur. Matbu nüshalarda yetmişten fazla bölüm bulunur.

Selçuklu veziri Muîneddin Pervâne'ye hitaplar ve Şems, Seyyid Burhâneddin ile Selâhaddîn-i Zerkûb hakkında bilgiler içerir. Bu yönüyle dönemin sosyal ve siyasal hayatı için birinci elden kaynak niteliği taşır.

Mecâlis-i Seb'a ve Mektûbât

Mecâlis-i Seb'a, adından da anlaşılacağı gibi Mevlânâ'nın yedi vaazının kaydedilmesiyle oluşan eserdir. Arapça ve Farsça mensur bölümlerden oluşur, aralarda manzum parçalar bulunur.

Bu eserin ayrı bir önemi vardır: büyük ölçüde Şems ile karşılaşmadan önceki düşüncelerini yansıtır.

Mektûbât, Mevlânâ'nın yakınlarına, müridlerine, âlimlere ve devlet büyüklerine yazdığı mektuplardan oluşur. Matbu metinde 147 mektup yer alır.

Mektupların çoğu birini tavsiye etmek veya bir ihtiyaç sahibinin sorununa çözüm aramak amacıyla yazılmıştır.

Mevlevîliği Kim Kurdu?

Bu konuda dikkatli bir ayrım yapmak gerekir.

Mevlânâ, tarikatın fikrî ve manevî kurucusu ve pîridir. Ancak hayatta olduğu dönemde bir tarikat teşkilatı kurmamış, mürid kabulü için giriş töreni düzenlememiş ve belirli bir zikir usulü öngörmemiştir.

Belirli âdâb ve erkânla teşkilatlanmış kurumsal Mevlevîlik, oğlu Sultan Veled ile başlamış, torunu Ulu Ârif Çelebi tarafından Anadolu'da yaygınlaştırılmıştır.

Seyrüsülûk ve sema âdâbı ise daha sonra Pîr Âdil Çelebi döneminde kurallara bağlanmıştır.

Tarikatın merkezi Konya'daki türbe çevresidir; yönetim Mevlânâ soyundan gelen Çelebilerde olmuştur.

Sema Töreni ve UNESCO

Sema, ayrıntılı kural ve şartları olan bir törendir. Bölümleri sırasıyla şöyledir:

  • Na't-ı Şerîf - Hz. Peygamber'e övgü
  • Ney taksimi
  • Peşrev
  • Devr-i Veledî
  • Dört selâm

Dört selâmın anlamları sırasıyla kulun kulluğunu idrak etmesi, Allah'ın kudreti karşısında hayret, hayretin aşka dönüşmesi ve kulun kulluğa dönüşüdür.

Kıyafetlerin de sembolik anlamları vardır: siyah hırka nefsin mezarını, keçe sikke nefsin mezar taşını, beyaz tennûre ise nefsin kefenini temsil eder.

UNESCO süreci iki aşamalıdır:

  • 2005: İnsanlığın Sözlü ve Somut Olmayan Mirasının Başyapıtları arasında ilan edildi.
  • 2008: Türkiye adına İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirasının Temsilî Listesi'ne kaydedildi.

UNESCO ayrıca doğumunun 800. yılı dolayısıyla 2007 yılını Uluslararası Mevlânâ Yılı ilan etmiştir.

Şeb-i Arûs Nedir?

Şeb-i Arûs, "düğün gecesi" anlamına gelir.

Bu adlandırmanın nedeni, Mevlânâ'nın ölümü Hakk'a kavuşma olarak görmesi ve cenazesinde ağlanıp feryat edilmemesini vasiyet etmesidir.

Anma günü, vefat tarihi olan 17 Aralıktır. Konya'daki uluslararası anma törenleri her yıl 7 ile 17 Aralık arasında düzenlenmektedir.

Türbesi ve Mevlânâ Müzesi

Türbe, Sultan Alâeddin Keykubad'ın Bahâeddin Veled'e verdiği gül bahçesi arazisi üzerinde yer alır.

Kubbe-i Hadrâ, yani Yeşil Kubbe, 1274 yılında tamamlandı. Mimarı Bedreddin Tebrîzî'dir. On altı dilimli gövdesi turkuaz çinilerle kaplıdır.

Dergâh 1925 yılında kapatıldı; 1926'da müze olarak ziyarete açıldı ve 1954 yılında Mevlânâ Müzesi adını aldı.

Müze, Türkiye'de en çok ziyaret edilen müzedir. Konya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü verilerine göre 2024 yılında 3 milyonun üzerinde ziyaretçi ağırlamıştır. Koleksiyonunda yaklaşık on bin eser bulunmaktadır.

Mevlânâ'ya Ait Olmayan Ünlü Sözler

Bu bölüm, internette en çok yanlış bilinen konulardan birini ele almaktadır. Aşağıdaki sözler Mevlânâ'ya atfedilmekte, ancak araştırmacılar bunların ona ait olmadığını göstermektedir.

1. "Gel, gel, ne olursan ol yine gel."

Türkiye'de en yaygın kullanılan örnektir. Bu rubâî Fürûzanfer'in tenkitli Divân neşrinde ve hiçbir erken Farsça yazmada bulunmamaktadır. Araştırmacılar rubâîyi Ebû Saîd-i Ebü'l-Hayra atfetmektedir.

Mevlevî âlim ve mütercim Şefik Can, sözün nasıl yayıldığını açıklamıştır: Konya'daki dergâhın kütüphane görevlisi rubâîyi eski hatla bir levhada görmüş ve aslını araştırmadan Mevlânâ'ya ait olduğu bilgisini yaymıştır.

Bu şiirin kaynağı Nicholson'ın 1898 tarihli seçkisidir. Ancak Nicholson'ın kendisi, şiirin kullandığı hiçbir yazmada bulunmadığını açıkça belirtmiştir. Bu nedenle sonraki çevirmenler şiiri kapsam dışı bırakmıştır.

3. "Camiye, sinagoga, kiliseye girerim, tek bir mihrap görürüm."

Bu mısralar aslında Alman şair ve şarkiyatçı Friedrich Rückert tarafından 1819 yılında Almanca olarak kaleme alınmıştır. Rückert, Farsça gazel yapısını Almancada yeniden üretmeye çalışmış ve "Mevlânâ tarzı" içerik yazmıştır. Farsça bir karşılığı bulunmamaktadır.

Buna karşılık Mevlânâ'nın Mesnevî'de yer alan kendi ifadesi şöyledir: "Canım tenimde oldukça Kur'an'ın kölesiyim; seçilmiş Muhammed'in yolunun toprağıyım."

Dünya Çapındaki Etkisi

Mesnevî dünyanın başlıca dillerine çevrilmiştir.

Batı'daki başlıca çevirmen ve araştırmacılar arasında Friedrich Rückert, Reynold A. Nicholson, A. J. Arberry, Eva de Vitray-Meyerovitch, Annemarie Schimmel ve günümüzde Coleman Barks sayılabilir.

Mevlânâ'nın ABD'nin en çok satan şairi olduğu 2014 yılında BBC tarafından dile getirilmiş ve bu niteleme yaygın biçimde tekrarlanmıştır.

Ancak bu iddianın dayandığı satış verisi kamuya açık değildir. Nitelemenin kaynağı olarak gösterilen çevirmenin kendisi de böyle bir ölçümün nasıl yapılabileceğinden emin olmadığını belirtmiştir.

Akademik çevrelerde ayrıca, popüler uyarlamaların Mevlânâ'nın İslâmî kimliğini ve Kur'an merkezli düşünce yapısını arka plana ittiği yönünde eleştiriler dile getirilmektedir.

Sık Sorulan Sorular

Mevlânâ ne zaman doğdu?

30 Eylül 1207 tarihinde doğdu.

Mevlânâ nerede doğdu?

Kaynakların çoğunda Belh olarak geçer. Ancak modern araştırmacılar, babasının o yıllarda Vahş'ta yaşadığını gösteren belgelere dayanarak doğum yerinin Vahş olabileceğini savunmaktadır. Kesin bir sonuç yoktur.

Mevlânâ ne zaman vefat etti?

17 Aralık 1273 tarihinde Konya'da vefat etti.

Mesnevî kaç beyittir?

En yaygın atıf yapılan Nicholson neşrinde 25.632 beyittir. Altı ciltten oluşur.

Mevlânâ hangi dilde yazdı?

Eserlerini Farsça yazmıştır. Bazı şiir ve mektupları Arapçadır.

Mevlevîliği Mevlânâ mı kurdu?

Mevlânâ tarikatın pîri ve manevî kurucusudur. Kurumsal ve teşkilatlı Mevlevîlik ise oğlu Sultan Veled ve torunu Ulu Ârif Çelebi tarafından oluşturulmuştur.

Şeb-i Arûs ne demek?

Düğün gecesi anlamına gelir. Mevlânâ ölümü Hakk'a kavuşma olarak gördüğü için vefat gününe bu ad verilmiştir. 17 Aralık'ta anılır.

"Gel, gel, ne olursan ol yine gel" sözü Mevlânâ'ya mı ait?

Hayır. Bu rubâî hiçbir erken Farsça yazmada bulunmamaktadır ve araştırmacılar tarafından Ebû Saîd-i Ebü'l-Hayr'a atfedilmektedir.

Diğer biyografiler için Kim Kimdir bölümümüze bakabilirsiniz.

Kaynaklar: TDV İslâm Ansiklopedisi, Konya Büyükşehir Belediyesi resmî kayıtları, UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras kayıtları ve akademik Mevlânâ araştırmaları. Tartışmalı noktalar yazı içinde açıkça belirtilmiştir.

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yapın.

Yorum Yap