Gazze Şeridi, bir zamanlar hayatın akıp gittiği daracık coğrafyasıyla, bugün insanlığın en karanlık sayfalarından birine tanıklık ediyor. Aylardır süregelen çatışmalar, bölgeyi yaşanmaz bir cehenneme çevirmiş durumda. Umudun en küçük kırıntısının bile yok olduğu bu topraklarda, her geçen gün yeni bir trajedinin habercisi oluyor. Dünya, bu korkunç dramı adeta bir tiyatro sahnesinden, uzaktan, kayıtsızca izlerken, Gazze’deki insanlar için gelecek, sadece daha fazla acı ve belirsizlik vaat ediyor. Buradaki durum, basit bir insani krizin çok ötesinde; bu, insan onurunun, uluslararası hukukun ve vicdanın tamamen iflas ettiği, geri dönülemez bir felaket. Her nefes, bir sonraki bombardımanın korkusuyla alınıyor, her gün, hayatta kalma mücadelesinin yeni bir bölümü olarak yaşanıyor.
Çatışmaların şiddeti, akıl almaz, vahşi boyutlara ulaşmış durumda. Hava saldırıları, karadan operasyonlar ve bitmek bilmeyen bombardımanlar, Gazze’nin zaten kırılgan olan altyapısını tamamen çökertti, yerle bir etti. Hastaneler, okullar, konutlar, fırınlar ve ibadethaneler dahi hedef alınarak harabeye döndürüldü, moloz yığınlarına dönüştürüldü. Sivil kayıpların sayısı her geçen gün endişe verici bir şekilde artıyor; binlerce masum can, kadınlar, çocuklar, yaşlılar bu anlamsız şiddetin kurbanı oldu. Enkaz altında kalanlar, kurtarma ekiplerinin yetersizliği, ekipman eksikliği ve devam eden saldırılar nedeniyle çoğu zaman kaderine terk ediliyor, çaresizlik içinde ölüme terk ediliyor. Silahların gölgesinde yaşam mücadelesi veren Gazzeliler için her siren sesi, yeni bir ölüm fermanının, yeni bir yıkımın habercisi. Ateşkes umutları, her defasında daha büyük bir hayal kırıklığıyla sonuçlanıyor, siyasi manevraların kurbanı oluyor, çatışma sarmalı derinleşerek devam ediyor, bir çıkış yolu görünmüyor.
İnsani krizin boyutları, kelimelerle ifade edilemez, tarif edilemez bir noktaya ulaştı. Gıda kıtlığı, bölgeyi açlık felaketinin eşiğine getirmiş durumda; insanlar açlıktan ölüyor. Temiz suya erişim neredeyse imkansız hale gelirken, salgın hastalıklar hızla yayılıyor ve zaten zayıflamış olan nüfusu kasıp kavuruyor, ölümler artıyor. Bebekler, çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalığı olanlar, yetersiz beslenme, susuzluk ve hijyen eksikliği nedeniyle her an ölümle burun buruna. Tıbbi malzeme eksikliği, ilaç yokluğu ve sağlık çalışanlarının tükenmişliği, yaralıların ve hastaların tedavisini imkansız kılıyor, birçoğu acılar içinde ölüme terk ediliyor. Hastaneler, işlevsiz hale gelmiş, morglara dönüşmüş durumda, içerideki hastalar adeta ölüme terk edilmiş. Ameliyatlar anestezi olmadan, en ilkel koşullarda, insanlık dışı şartlarda yapılmak zorunda kalınıyor. Bu durum, insanlık onuruna yakışmayan, utanç verici bir tablo çiziyor.
Gazze nüfusunun büyük bir kısmı, evlerini terk etmek zorunda kaldı. Yaklaşık iki milyon insan, güvenli bir sığınak arayışıyla güneye doğru kaçtı, ancak orada da onları bekleyen yeni bir felaket vardı. Aşırı kalabalık kamplar, derme çatma çadırlar ve temel barınma koşullarından yoksun alanlar, yaşam kalitesini dipsiz bir kuyuya çekmiş durumda. Tuvalet ve duş imkanlarının yetersizliği, hastalıkların yayılması için ideal bir zemin hazırlıyor. İnsanlar, soğukta, açlıkta ve sürekli bir korku içinde, geleceğe dair en ufak bir umut ışığı olmadan hayatta kalmaya çalışıyor. Çocuklar, ebeveynlerinin gözleri önünde açlık ve hastalıkla mücadele ederken, oyun oynamayı, gülmeyi unuttular. Her köşede ölümle yüzleşen bu kitlenin ruhsal travmaları, nesiller boyu sürecek derin, onarılamaz yaralar açıyor. Geri dönecekleri bir evleri, bir şehirleri, hatta bir umutları kalmamış durumda.
Uluslararası toplumun tepkisi, trajik bir yetersizlik, utanç verici bir acizlik ve kayıtsızlıkla karakterize ediliyor. Birleşmiş Milletler’in çabaları, siyasi çıkarların, vetoların ve güç dengelerinin gölgesinde kalmaya mahkum, etkisiz kalıyor. Güvenlik Konseyi’nden çıkan kararlar, sahada anlamlı bir değişiklik yaratmaktan uzak, sadece kağıt üzerinde kalıyor. Yardım konvoyları, bürokratik engeller, güvenlik sorunları, kasıtlı gecikmeler ve hatta doğrudan engellemelerle karşılaşıyor; içeri girebilen yardımlar ise, devasa ihtiyacın yanında devede kulak kalıyor, bir damla su gibi. Uluslararası kuruluşlar, çaresizlik içinde durumu gözlemlemekle, raporlar yayınlamakla yetiniyor, zira sahada etkin bir müdahale gücüne, siyasi desteğe sahip değiller. Dünya liderlerinin açıklamaları, kınamalar ve çağrılar, Gazze’deki acıyı dindirmekten çok uzak, adeta boşluğa yankılanan anlamsız sesler gibi. İnsanlık, bu soykırımın bir parçası olmaya seyirci kalarak, kendi vicdanını sorgulaması gereken, tarihe kara bir leke olarak geçecek bir dönemeçte. Adalet ve insanlık, Gazze’nin enkazı altında can çekişiyor.
Bu çatışmanın uzun vadeli etkileri, Gazze’nin geleceğini tamamen karartmış, geri dönülmez bir şekilde yok etmiş durumda. Fiziksel yıkımın yanı sıra, toplumsal doku paramparça oldu, nesiller arası bağlar koptu. Çocuklar, savaşın dehşetiyle, bombaların sesiyle büyürken, travma ve psikolojik sorunlar nesiller boyu aktarılacak, onarılamaz bir miras haline geldi. Eğitim sistemi çöktü, okullar yıkıldı, bir neslin geleceği çalındı. Ekonomik faaliyetler tamamen durdu, işsizlik tavan yaptı, insanlar geçim kaynaklarından mahrum kaldı. Altyapı tamamen yok oldu, su, elektrik, kanalizasyon gibi temel hizmetler tamamen felç durumda. Gazze, adeta açık hava hapishanesinden, bir açık hava harabesine, bir mezarlığa dönüştü. Bölgedeki siyasi çözümsüzlük, bu acının sürmesini, kalıcı hale gelmesini garantiliyor gibi görünüyor. Yeniden inşa süreci, mevcut koşullar altında bir hayalden öteye geçmiyor, imkansız görünüyor. Gelecek, sadece daha fazla yıkım, daha fazla gözyaşı ve bitmek bilmeyen bir umutsuzluk döngüsü vaat ediyor. Gazze, insanlığın utanç abidesi olarak, tarihin en karanlık sayfalarına geçmeye aday.
Gazze’deki durum, sadece bir kriz değil, insanlığın ortak vicdanına vurulmuş ağır, onulmaz bir darbedir. Her geçen gün, daha fazla can kaybı, daha fazla yıkım ve daha fazla umutsuzluk anlamına geliyor. Uluslararası sistemin acizliği, siyasi iradesizliğin felaket sonuçları ve insan haklarının ayaklar altına alınması, Gazze’yi dipsiz bir karanlığa, bir hiçliğe sürüklüyor. Bu trajedinin sonu görünmezken, bölgedeki insanların kaderi, dünyanın kayıtsızlığına ve güç savaşlarının acımasızlığına terk edilmiş durumda. Gazze, umudun öldüğü, insanlığın ise bu ölüme kayıtsız kalarak kendi sonunu hazırladığı yerdir. Bu utanç, insanlık tarihine silinmez bir leke olarak kazınacaktır.


